top of page
turkitanu-2.jpg

Türkolojinin Öncü Kurultayı: Yüzyıllık Bir Yankı

1926 yılında Bakü’de düzenlenen Birinci Türkologlar Kurultayı, tarihi ve kaderi ortak, aynı dili konuşan halkların XX. yüzyıldaki bilimsel ve kültürel hayatında özel bir yere sahip önemli bir olaydır. Bu yıl söz konusu kurultayın üzerinden tam bir asır geçti. Bu önemli bilimsel toplantının anlam ve önemini değerlendirmek amacıyla özel bir yuvarlak masa toplantısı düzenlendi. Toplantıya Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Nesimi Dilbilim Enstitüsü Müdürü, filoloji doktoru, Prof. Dr. Nadir Memedli; Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Baskı Kurbanları Müzesi Baş Araştırmacısı Bahrom İrzaev; Uluslararası Türk Akademisi uzmanı, PhD Nurdan Useyev; Ahmet Baytursunov Dilbilim Enstitüsü Ahmet Baytursunov Araştırmaları Bölüm Başkanı, PhD Ermuhamet Maralbek katıldı.

 

Söz konusu kurultayın o dönemdeki önemi ve bütün Türk dünyasına etkisi ne oldu?

​​Nadir Memedli:

Bu kurultay yalnızca tarihî bir olay değil, aynı zamanda kesintisiz bir sürecin başlangıcıydı. Etkisi sadece alınan kararlarda değil, cevapsız kalan sorularda da yaşamaya devam ediyor. Türkoloji düşüncesi bu sorularla birlikte gelişerek geçmişinden kaçmamayı, geleceğini yeniden kurmayı öğrendi. Kurultaydan sonraki dönem basit bir yıllar silsilesi değil, Türkolojiyi derinlemesine kavramaya yönelik uzun bir yolculuktu. Bu süreçte yeni kavramsal yaklaşımlar oluştu ve Azerbaycan giderek bu bilimsel alanın saygın merkezlerinden biri hâline geldi.

Ancak bu gelişmeyi yalnızca bilimsel bir başarı olarak değil, Türk halklarının kültürel ve manevi birliğini yeniden kavrama çabası olarak da değerlendirmek gerekir. Kurultayın başlattığı süreç, parçalanmış ve uzaklaşmış tarihî hafızayı yeniden birleştirme girişimiydi.

Bu yolun en çetin yönü, elde edilen bilimsel başarıların ağır tarihî trajedilerle birlikte anılmasıdır. “Türkoloji, kurşuna dizilmiş âlimlerin ilmidir” ifadesi ilk bakışta bir mecaz gibi görünse de, aslında XX. yüzyıl trajedisinin kısa ve sert bir özetidir. Bu düşünce boşuna doğmamıştır; 1926 kurultayına katılan delegelerin sonraki acı kaderleri bunu açıkça göstermiştir. Birinci Tüm Birlik Türkologlar Kurultayı yalnızca Türk halkları için değil, evrensel ölçekte de önem taşımaktadır. Akademik tartışma çerçevesini aşarak hem bilimsel sonuçlarıyla hem de insanî değerleri, gerçekleşmeyen umutları ve yıkılan hayatlarıyla tarihte yerini almıştır. Dışarıdan resmî bir bilim platformu gibi görünse de zamanla katılımcıları siyasî şüphelerin ve ideolojik baskıların hedefi hâline gelmiştir.

1930’lu yılların totaliter Sovyet ortamında bilim, öncelikle ideolojik sadakat ölçütüne göre değerlendirildi; başarı ise potansiyel bir tehdit olarak görüldü. Bu bağlamda kurultaya aktif katılan birçok Türkolog ve aydın; burjuva milliyetçiliği, Pantürkizm, Panislamizm, ideolojik sabotaj, Sovyet karşıtı faaliyet ve yabancı istihbaratla bağlantı gibi asılsız fakat siyasî açıdan ağır suçlamalara maruz kaldı. Baskı mekanizması için önemli olan suçlamaların mantığı değil, ideolojik amaca uygunluğuydu. Böylece bilimsel düşünce mahkeme tutanaklarında suça, teorik tartışma ise devlete yönelmiş bir tehdide dönüştürüldü. Bu süreç yalnızca bireylerin kaderini değil, Türkolojinin gelişimini de sekteye uğrattı. Bilimsel okullar dağıldı, süreklilik kesintiye uğradı, bilgi aktarımı zayıfladı. Buna rağmen Türkolojiyi tamamen susturmak mümkün olmadı. Fiziksel olarak yok edilen bilim insanlarının fikirleri ve yöntemleri zamanla daha kalıcı olduğunu gösterdi.

Bilim, totaliter şiddetin üzerinde kalarak geleceğini korumayı başardı. Bu anlamda “Türkoloji, kurşuna dizilmiş âlimlerin ilmidir” sözü yalnızca bir trajedi sembolü değil, bilimin direnme gücünün de göstergesidir. Bu ifade, hayatları pahasına Türkolojiyi yaşatan âlimlerin manevi mirasını hatırlatır.

Ortak mutabakatla yeni alfabeye geçiş dönemin bir gereği miydi? Bu adımın okuryazarlığı artırma ve kültürel bağları güçlendirme amacı var mıydı?

Bahrom İrzaev:

Yüz yıl önce Bakü’de düzenlenen Birinci Tüm Birlik Türkologlar Kurultayı’nda Latin alfabesine geçiş kararı alındı. Aslında alfabe reformu meselesi Kafkasya Müslümanları, Türkiye ve Tatar aydınları arasında daha önce gündeme gelmişti. Ancak Türkistan’da bu konu, Sovyet yönetiminin kurulmasından sonra somut bir gündem maddesi hâline geldi.

1918’de Taşkent’te, 1923’te Buhara’da ve 1924’te Harezm’de yapılan imla konferanslarında Latin yazısının avantajları dile getirilmiş olsa da, esas olarak Arap alfabesinin sadeleştirilmesi tartışılmıştı. 1922’de Taşkent’te düzenlenen bir toplantıda Munavvar Kari Abdurashidhanov, alfabe reformunda acele edilmemesi gerektiğini savunmuş ve dilin tüm kurallarının kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini belirtmişti. O dönemde Avrupa bilginleri Doğu’nun manevi mirasını incelemek için ömürlerini adarken, biz kendi çocuklarımızı kendi kültürel hazinemizden koparma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorduk.

1922’de Azerbaycan Latin yazısına geçen ilk Sovyet cumhuriyeti oldu ve 1923’te Latin alfabesi devlet alfabesi ilan edildi. 1924’te Moskova’da yapılan bir toplantıda Olimjon İbrahimov, tüm Türk halkları için ortak bir Latin alfabesi önerisinde bulundu. 1926’da Bakü kurultayının ardından kapsamlı çalışmalar başlatıldı. Bu adım yalnızca bir alfabe değişikliği değil, halkı cehaletten kurtarma ve Türk halkları arasında bilimsel ve kültürel bağları güçlendirme fırsatı olarak görüldü.

Kurultaya katılan bilim insanlarının sonraki kaderi ne oldu?

Nurdin Useyev:

Kırgızistan adına kurultaya Kasım Tınıstanov ve Bazar Kul Daniyarov katıldı. Tınıstanov, kurultayda Kırgız dilinin Latin esaslı alfabesi üzerine bir bildiri sundu ve Latin alfabesine geçişin gerekliliğini vurguladı.

Ancak 1938 yılında Tınıstanov, milliyetçilik suçlamasıyla idama mahkûm edildi ve 7 Kasım’da kurşuna dizildi. Daniyarov da siyasî suçlamalarla tutuklandı ve 1942 yılında Sverdlovsk bölgesindeki bir hapishanede hayatını kaybetti.

 

Kazak delegelerin tutumu nasıldı?

Ermuhamet Maralbek:

Kazakistan adına kurultaya Ahmet Baytursunov, Eldes Omarov, Nazir Törökulov, Bilal Süleyev ve Aziz Bayseyidulin katıldı. Kurultayda bilimsel terminoloji oluşturulması konusunda önemli öneriler sunuldu. Ortak bir terminoloji tabanı oluşturulması ve Türk halkları için ortak bir bilim terimleri sözlüğü hazırlanması gündeme geldi.

Ahmet Baytursunov Latin alfabesine geçişe karşı çıkarak Arap yazısının ıslah edilmiş hâlinin korunmasını savundu. Ona göre alfabe değişikliği, millî bilincin gelişimini sekteye uğratabilirdi. Ancak dönemin siyasî şartları Latin alfabesine geçişi zorunlu kıldı.

1928–1929 yıllarında Baytursunov alfabesi kullanım dışı bırakıldı ve Latin esaslı yeni alfabe yürürlüğe girdi.

 

Sonuç

1926 yılında Bakü’de düzenlenen Birinci Türkologlar Kurultayı, hafızamızda silinmez bir iz bırakmıştır. Bu kurultay, halkla birlikte yaşamaya devam eden fikirlerin başlangıcıdır. Yüz yıl önce yükselen ses bugün yeniden yankılanmaktadır. Türk halklarının ortak dili ve ortak hafızasını koruma arzusu hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bu tarihî toplantı, bilimin, düşünce özgürlüğünün ve manevi birliğin simgesidir. Zaman geçse de değeri azalmayacaktır.

bottom of page