top of page

Bayburt Belediyesi Türk Dünyası Dede Korkut Şiir Yarışması Sonuçları

Toplam 1.011 şiir sahibinin katıldığı yarışmada dereceye giren isimler ve eserleri:

  • Birinci - “Nabzımda Mahşer Sesleri” - Hakan İlhan

  • İkinci - “Sûfî Sahaf ve Kül Denizi” - Yaşar Bayar 

  • Üçüncü - “Satın Alınan Günah” - Mustafa Erkenekli 

  • Jüri Özel Ödülü - “Sen Qurunun Adamı” - Aysel Safarli

 

Dereceye giren şairlere ödülleri, Bayburt 30. Uluslararası Dede Korkut Bilim Kültür Spor Şöleni kapsamında, 10 Temmuz Cuma günü saat 20.00’de Bayburt Belediyesi Çoruh Kültür Merkezi’nde düzenlenecek olan şiir gecesinde takdim edilecek.

Yarışmanın koordinatörlüğünü Talat Ülker ve Fatih Dündar üstlenirken, jüri heyetinde şu isimler yer aldı:

  • Mehmet Nuri Parmaksız (İLESAM)

  • İmdat Avşar (Türk Edebiyatı Dergisi)

  • Murat Okutmuş (Bayburt Postası Gazetesi)

  • Selami Şimşek (Ay Vakti Dergisi)

  • Sündüs Aslan Akça (Kümbet Dergisi)

  • Osman Oruç (Bayburt Üniversitesi)

  • Sinan Terzi (Söğüt Dergisi)

WhatsApp Image 2026-07-01 at 15.20.20.jpeg

Derece Alan Şiirler

ID: 1392                     NABZIMDA MAHŞER SESLERİ

I/

Son hazanın serpintisi, gülümde çiy taneleri,

İmamesi kopmuş ömrün, kaybolmuş bir habbesiyim, 

Hançer kabzasına gömdüm, önümdeki seneleri.

Nisyan ile mağlup olmuş, bir zaman harabesiyim.

Şah damarımda değirmen, öğütür figanlar beni,

Ellerinde lav taşları, recmeder volkanlar beni.

Kehribar rengi çöllerin, erilmemiş muradıyım,

Kurdum cürüm mizanını, hem mahkumum hem kadıyım.

II/

Hançeremde yuvalanır, içli bir sükut sayhası,

Bilmem ki yaralarımı, bu kaçıncı kez sarışım?

Artık İsrafil bekliyor, hududumun son safhası.

Nabzımda mahşer sesleri, göz yaşımda yakarışım.

Nar selinde halasımı, İbrahim gibi beklerim,

Dirimin Nemrut çağına, bir yudum Kevser isterim.

Uçsuz bucaksız nadasta, mecaz dolu cümlelerim,

Takvimlerin namlusunda, tek tek düştü kalelerim.

III/

Harflerimde kan lekesi, antik şirazem zedeli.

Tennure giymiş sükutum, sema dönerek demlenir,

Araf’ta bir çıkış yolu, iki yanım da perdeli,

Kırk yamalı ahvalimde, divane bir ney mimlenir.

Eskiden muştular gelir, dürr-i yektâya benzerdi.

O çocuksu düşlerimde, tatlı bir tılsım gezerdi.

Suyunu içmiş pınardan, siyah akrepler akıyor,

Şehla gözlü saatlerim, dönüp mazime bakıyor.

IV/

Ay yüzünde puslu maske, suya yakamoz seriyor,

Yılkıya saldım zamanı, anıları hecelerim.

Suda tuzdan gemilerim, ıssız meçhulde eriyor,

Artık uykumla sırdaşım, yıldızlarla gecelerim.

Nefsimin fil ordusuna, taş atıyor ebabiller,

Ruhumun siluetinde, faili meçhul katiller.

Ürkek külüm dökülüyor, kum saatinin nabzına,

Sardım nedamet alını, gözlerimin beyazına.

V/

Sırtımda nasırlı kavga, üstümde basık bir kubbe,

Gamlı baykuşlar uluyor, ıssızlığın pervazında.

Kekik kokulu dağlarım, bir nar-ı figana gebe,

Paslı peykanlar konuşur, gurbetimin ayazında.

Katreler bile yanarmış, baldıran da içilirmiş,

Kötürüm bir zilzal vurdu, enkazlardan çıkılırmış.

Soğuk gölgemin ardından, sürüyorum naaşımı,

Avuçlarımda inşirah, cezbeye döker yaşımı.

VI

Yedi başlı Şahmeran’lar, gezerken malihulyamda;

Ten yorgunu akıbetim, dövülür can dibeğinde,

Kambur bir dağ düğümlenir, ömrümdeki insicamda;

Kim bilir kaç yüzüm gizli, aynaların belleğinde?

Göğe saldığım Anka’lar, yanıp külünden doğmadı,

Şimşek yüklü bulutlarım, dolup da bir gün yağmadı.

Kara toprak pusulanır, maveramın atlasına,

Ve bir Hüdhüd salıyorum, yüreğimin Belkıs’ına.

 

 

ID: 905                       SÛFÎ SAHAF VE KÜL DENİZİ

/ Ey bir ömrün gizli tarihini bir eyvâh’a sığdıran usta!../

 

Sahaflar çarşının göğsüne gün vurmadan

Açar köhne kepengi, dış kapıda kör fener 

Nasılsa gelir akşam, ayrılmaz başucundan

Silkeler zeyl tozunu; biraz sabır, biraz ter

İçinde gün yorgunu, ud hüznü, arsız nazar

Dönüp baksa ardına, yorgun ten ve intizar

Mecal yitik, zaman dar, geçip gitti seneler

 

Ne hazin bir tecelli, kimdir, neyin nesidir

Tükenmiş dünden başka geride nesi kaldı

Sevmiş miydi, kim bilir belki bahanesidir

Ferahnâk makâmında, o yanık sesi kaldı

Yurdu meğer gurbetmiş; başucunda asâsı

Her rehninde tahrirler, rahlede elyazması

Bir de dalgın, çekingen ıssız öznesi kaldı

 

Sîm varak, şemse nakış, kendir ipli şîrâze 

Şer'iye, tekin değil; arşiv de solgun keder 

Şerh düşmüş vakanüvis, ter içinde endaze

Çekilmiş halvetine suda yanmış semender

Yolu kesmiş ejderha andaçlar hep târumar

Toprağı öpme vakti, dans eder karanlıklar

İrtihal, en uzun leyl; içinde kül ve mahşer

 

Eskil bir yansımadır, bir sırrı emzirir nem

İhtimal durağında pejmürdelik, müşküller

Kayıp dîvân, risâle; hikmet telîfli şebnem

Katalog, kör bir kuyu; oluş sırrında küller

Ne kamış var ne de ney, masada kırık çini

Kurt kapmış özlemlerin bitmeyen niçinini

Çölün rüzgâr diliyle, arşı sarmış tekvînler 

 

Raflar kaos yorgunu, tozlar düşlere sinmiş

Harfler genzine kaçmış, mûnis lîka divâne

Şerh’lerin kudemâsı, aynaya resmedilmiş

Heybede ayn ve aynâ; yol yorgunu vîrâne

Acz imiş her görülen, taş plak elem olmuş

Eğri kasnak burcunda hâşiyeler savrulmuş

Titrek mum alevine hasret kalmış pervâne

 

Şimdi her kitap kefen, bir ağır rüzgâr eser 

Küf tutmuş münderecât, rutubetli loşlukta

Eksik alaz, parşömen: soy ağacı ve kevser 

Belgeler, tezkireler bir evhamdır boşlukta

Can kuşu uçsa ne gam, dalgın aynada esir

Ayrışıp gitti ömür; yine küskün, münkesir

Müphem vadiye doğru, biteviye akmakta

 

O tenhâ göç evinden ayrılık mukaddermiş 

‘Kûn’ emrinden boşalıp sükûna sızdı felek

Başucunda kitâbe: ‘hüvelbâki’ mermermiş

Savrulmuş olağanlar saksıda solmuş çiçek

Vehimler: kanlı kırbaç, artık ‘eyvâh’ saati

Neyzen Sur’a üfledi; emrihak: sefer vakti

Bir muamma îcazdır: yâ hâfız, yâ kebîkeç

 

ID: 568                       SATIN ALINAN GÜNAH

Üzerime Mecnun'un hırkasını giyerek

Kirpiğine yay diye silahlar satın aldım.

Yüreğimin kıblesi kaybolmasın diyerek

Sevda tapınağından ilahlar satın aldım.

 

İsterse hiç yanmasın semanın meşalesi

Dünyamı aydınlatır gözlerinin şulesi.

Güneşin tan yerinden belirirken halesi

Yüzüne bakacağım sabahlar satın aldım.

 

Savaşmayı bırakıp alnımdaki yazıyla

El ele yola düştüm gönlümün avazıyla.

Hiçliğe ermek için Pir Sultan'ın sazıyla

Aşk uğruna dönülen semahlar satın aldım.

 

Suları kurumuştu geçtiğim nehirlerin

İçinde ölü yoktu gördüğüm kabirlerin.

Sevdan için ayrıldım kapısından pirlerin

Efendim olman için dergâhlar satın aldım.

 

Yüreğin tanışmasın acı, hüzün ve gamla

Dilerim kirpiğinden düşmesin bir tek damla.

Başka şeylerden değil, gözlerinden ilhamla

Beyazı kıskandıran siyahlar satın aldım.

 

Tam düşmek üzereyken ecel denen vadiye

Yaratan seni verdi bu gönlüme hediye.

Ömrümün son güzünde seni geç gördüm diye

Pişmanlığıma çare eyvahlar satın aldım.

 

Gözyaşımla yıkayıp bütün esvaplarımı

Sükûtumda sakladım gayri cevaplarımı.

Sudan ucuza verip cümle sevaplarımı

Uğruna işlenecek günahlar satın aldım.

 

Başarıyla bitirdim sevdanın mektebini

Şunu bil ki bozmadım gönlümün edebini.

Bir gün sorarsın diye aşkımın sebebini

Bir değil bin bir çeşit izahlar satın aldım.

 

Sevdamdan şüphe duyma, müsterih olsun için

Öldürsen sesim çıkmaz, demem ki; “Neden, niçin?”

Kıyamet kopana dek seni beklemek için

Huşûyla yatacağım berzahlar satın aldım.

 

ID: 1129                     Sen qurunun adamı

 

Sən qurunun adamı, mən suların qadını,
İslanmış kirpiklərim lövbər salar qoynunda.
Gözlərində hiddətli qasırğalar qopanda,
Daşıyaram yorulmuş sahilləri çiynimdə…

Nəfəsi daralanda suda qəlsəmələrin,
Pulcuğundan ayrılar dərisi həsrətimin.
Limanından uzaqda fırtınadır dənizim,
Suda intihar edər pərisi həsrətimin…

Gördüyün  dalğalar da uzanan saçlarımdır,
Barmaqların küsəndə yapış qulaclarından.
Al götür sahilləri uzaqların əlindən, 
Bu balıq həsrətimə su ver ovuclarında…

Ya da,  qurtarma məni balıqçının torundan…

bottom of page