SAVAŞ MI YOKSA BARIŞ MI?

Şair anam Azerbaycan, sen gururumsun;

Nağmemsin, şiirimsin, şiiriyetimsin;

Sen benim dünkü yaralarımsın;

Sen benim bugünkü saadetimsin!

                                    (A. Kürçaylı)

      Ben ilk defa savaşın ne olduğunu soğuk kış gecesinde ışıklarımızı kapatıp ateş seslerini dinlerken öğrendim. Öğrendim ki, gökten yalnız fişekler atılmaz. Göklerden yalnız yağış, kar yağmaz. Göklerden mermiler, kurşunlar, raketler de yağa biliyormuş. Ben ilk defa düşmanın ne olduğunu penceremizin önünde duran tankın içindeki adamların sabaha kadar bizim acımıza nasıl kahkaha çektiğini işitirken öğrendim. Ben tenhalığın ne kadar korkulu ve soğuk olduğunu korku dolu bir gecenin sabahı boş ve sessiz sokakları gezerken öğrendim. Ölümün ne kadar can yaktığını karşımıza çıkan ilk adamın “atanız yok artık, onu öldürdüler” haberini duyarken annemin gözlerinden akan iki damla sudan öğrendim. O gece ben büyüklerin de için için ağlaya bildiklerini öğrendim. Tüm bunlarla birlikte ben cesaretin, birliğin, şehitlik zirvesinin en ali makam olduğunu, bağımsızlık uğrunda, toprak uğrunda ölmeyin bir şeref olduğunu da öğrendim. Ve ben bunları bir soğuk kış gecesinde yaşayarak öğrendim. Nefret etmeyi öğrendim aynı zamanda. Tüm insanlar merhametli olmuyormuş, dünyada zalim insanlar da varmış diye çocuk yaddaşıma yazdım o gece bunu...

      Sonra çok garip olaylar baş verdi. Bilmediğim çok şey olduğunu öğrendim. “Köçkün” sözünün altında ne kadar ağrı, dehşet, nisgil, haksızlık olduğunu öğrendim. Bu kelimeyi ilk defa sınıfımıza yeni öğrenciler geldiğinde öğrendim. Yerlerinden, yurtlarından didergin düşüp (sürgün edilmiş) gelmiş çocuklara daha çok dikkat ayırmak, ilgi göstermek lazım olduğunu, onlarla daha çok dostluk etmemiz gerektiğini öğrendim.

      Bir gecede evsiz, eşiksiz, vatansız kalmıştılar. Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı demeden, acımadan onları kendi topraklarından çıkarmıştı. Bazıları soğuktan donarak ölmüş, bazılarını ise vahşice, zalimce canlarına kıymıştılar. Bu olaylar başladığında benim altı yaşım vardı. İlkokul birinci sınıfa gidiyordum. Birinci sınıfla bağlı hiç bir şey hatırlamıyorum. Çünkü o hatıraların yerini “Kanlı Ocak”ı olayı tuttu ve “KAN YADDAŞI”na çevirdi. Mübariz halk kanı pahasına öz müstakilliğini kazandı. Kanı pahasına korumağa çalıştı.

Ben ilk defa Türk olduğumu ilkokul 3. sınıfta alfabemiz değişip Latin alfabesi, kitabımız “Türk dili” kitabı olduktan sonra öğrendim. Daha sonra “Azerbaycan dili” oldu kitabımız ve ben bizim Azerbaycan Türkleri olduğumuzu öğrendim. Ben bu tarihi kitaplardan değil, yaşayarak öğrendim.

      Yokluğu da öğrendim. Savaş döneminde hep bir şeylerimiz eksik kalıyordu. Ekmeğimiz, suyumuz, giyeceklerimiz, sevdiklerimiz... Savaş koşulları altında yaşayan insanların gözlerinde her zaman keder, nisgil, hasret olduğunu görüyordum. O gözlerin bir defa olsun yürekten güldüğünü hiç görmedim. Öğrendim ki bu nisgil VATAN hasretidi. Kaybettiğimiz toprakların yokluğu ile ilgilidir. 20% topraklarımızın nisgilidi. Canımızdan ayrılan canın...

      30 il... Yaşlılar dünyasını değişti, büyükler yaşlandı, çocuklar büyüdü, yeni çocuklar dünyaya geldi.  Ama 30 yıl önce yaşadığımız haksızlığı unutmadık, unutturmadık. Sulh olsun istedik. Vatanımızın bir parçasını sulh yolu ile verirler diye umut ettik. Niye de vermesinler diye düşündük... Çünkü o topraklar bizimdi. Bir gün haksızca, vahşilikle, zorla aldıklarını geri verirler dedik. Biz sulh istedikçe düşman daha da azgınlaştı, yüzsüzleşti. Biz Şuşa’nı kaybettiğimiz günün acısını yaşarken bir baktık ki düşman Şuşa’da halay çekip, yallı gidiyor, kadehler kaldırıyor. Bu defa büyüklü, küçüklü hepimiz bir şeyi öğrendik. Öğrendik ki, topraklarımızın azat olması için tek bir yol var. HARB! Öğrendik ki, düşman düşmandır, ne iyisi, ne kötüsü...

   Sonuncu Tovuz olayları halkın sabır kâsesine son damla oldu. Her kes HARB söyledi. Bugün Azerbaycan halkı öz kadim, tarihi toprakları uğrunda savaşıyor. Bu gün her kes “Önce Vatan” diyor. Bu gün herkesin bir şiarı var: “Vatan sağ olsun!”

   Evet, ben, 30 yıldan sonra bir daha öğrendim. Öğrendim ki, bu halkı hiç kimse mağlup edemez. Hilekâr düşman bu şekilde artık bizi “timsah” gözyaşları ile kandıramaz. Bizi ölüm bile hedefimizden geri döndüremez.

Haklı olmak, haklı olduğunu bilmek bir insanı bir ordu içinde bile güçlü yapar. (A.H.Tanpınar)

Savaş mı yoksa barış mı?

Bugün Azerbaycan Ordusu 30 yıl önce yarım kalmış işini tamamlıyor.

Önce Karabağ, sonra Barış diyerek şerefli bir yola çıktık. Tanrı halkımıza yâr ve yardımcı olsun.

Kim bu cennet vatanın uğrunda olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, tüm varımı alsın bu Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda

                                                   (M. A. Ersoy)

Amaliya Omar

Tel: (212) 526 16 15

       

Fax: (212) 513 77 49

(212) 527 50 32

~

Divanyolu Caddesi, Nu: 14, Sultanahmet / İstanbul

  • Facebook - White Circle
  • Twitter - White Circle
  • Instagram - White Circle
  • YouTube - White Circle

Hakkımızda       Türk Edebiyatı Dergisi      Genç Sanat       Kitaplar       Etkinlik       Basında Biz       Abonelik