 |
Türk Edebiyatı Dergisi |

|
| |
|
 |
Yeni Kitaplar |

|
MESNEVİ İbretlik Hikâyeler ve Öğütler Hz. Mevlâna’yı bugün insanlık daha yakından tanıyor. Sevenlerinin sayısı yıldan yıla artıyor. Nitekim Mevlâna hazretleri bir veli olarak bu kerametini önceden göstermiş ve Mesnevi’de şöyle demiştir:
Dünya var oldukça,
insanlar yaşadıkça,
Mesnevi’nin şiiri de yaşar durur,
okunur, zevk alınır.
Dünyada toprak kalmasa,
balçık da kuruyup tozsa,
Mesnevi’nin hakikât
denizi coşar, köpürür.
Köpüklerinden kıyılarında
yeni topraklar oluşur
Altı ciltlik koca bir Mesnevi’den seçtiğimiz bu ibretlik hikâyeler ve öğütleri okuyunca, sizler de dünyanın her yerinde insanların Hz. Mevlâna’yı gitgide niçin daha çok okuma ihtiyacı duyduğunu göreceksiniz.
Sayfa : 240
Yayın Yılı : 2009
Kağıdı : İthal
Ebat : 13,5 x 21,5
Kapak : Kuşe
ISBN : 978-975-6186-48-0
Fiyatı : 12,00 TL
|
|
|
| AMSTERDAM VE İKİ KÜÇÜK BOŞ ODA |
| |
Bu yaz tatile çıkarken yanıma aldığım kitaplardan biri Theo’ya Mektuplar, diğeri Anne Frank’a ait Hatıra Defteri’ydi. Her ikisinin de geride bırakacağı hüznü aşağı yukarı tahmin edebiliyordum; ama koyu yeşil çamların bittiği yerden sonsuzluğa uzanan kıpır kıpır dalgalı turkuazın yarattığı huzur bu duyguların üstesinden gelebilecek kadar güçlüydü. Tesadüfen seçtiğim bu iki kitap, her köşe başında bir sanatçının belirdiği, birkaç yıl önce gittiğim Amsterdam’a sürüklemişti beni. Bir saatlik kanal turuyla fethedilmeyi bekleyen avuç içi kadar küçük bir şehirdi, Amsterdam ama milyonu bile bulmayan her milletten renkli nüfusu sayısız müzelere ve baş döndüren hızda sanatsal bir devinime sahipti. Van Gogh Müzesi ile Anne Frank’ın Nazilerden saklandığı evi gezdiğim o günlerde ne Anne’nin anılarından ne de Van Gogh’un günlüğe benzer kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan haberim vardı.
Van Gogh Müzesi’nin bilet kuyruğunda, içerde Amsterdam’a, ressamın doğup 35 yıl yaşadığı bu ülkeye dair birçok resim bulacağıma emindim. Ressamın tablolarını -reprodüksiyonları dışında- hem ilk kez görmüş hem de ülkeyi onun tabloları aracılığıyla tanımış olacaktım. Resmedilecek ne çok şey vardı. Dört yüz yıl öncesine ait Andersen masallarından çıkmış gibi yan yana dizili üçgen çatılı, dar, uzun sevimli evler, kanalların üstünde açılıp kapanır zarif köprüler, uçsuz bucaksız göz alıcı lale tarlaları, düzgün fizikli güzel yüzlü insanlar, Kuzey Deniz’inde seyreden beyaz yelkenli gemiler, elbette yel değirmenleri, 19 yy. Hollanda’sına özgü her şey ama her şey müzede olmalıydı. Oysa sanatçının yaptığı resimler arasında ne Amsterdam ne de Hollanda’ya ait hayalimde kurduğum imgelerden en ufak bir iz bile yoktu.
|
| Hülya Atakan |
|
|
|
|